Ampullerin Yapısı ve Çalışma Şekli

Mayıs 22, 2009

ışık sistemlerinin icadından önce, güneş battıktan sonraki ışık ihtiyacıinsanlar için büyük bir sorun olsa gerekti. Tabi ki mumlar, meşaleler,gaz lambaları gibi ilkel ışık sistemleri kullanılıyordu. Ama sizi oyıllara götürseler herhalde ampulsüz bir dünyaya pek desabredemezdiniz. Ampulün icat edilmesinden bugüne ışık sistemleri çokdeğişti. Desem ki size ampuller pek değişmedi. Çokta yalan söylemişolmam galiba.

Bu yazımda en basit ışık sistemi olan ampulleri anlatmaya çalışacağım.Fakat benim anlatacağım, hepimizin evinde bulunan klasik akkor telliampuller. Ampullere çok daha yakından bakmak isterseniz devam edin.

NASIL ÇALIŞIR?

Aslında ampullerin çok basit bir ışık sistemi yapısıvardır. Hepimiz biliriz ki üzerinden elektrik akımı geçen bir metaldirenç gösterir. Bu direnç karşısında ısınır. Bunu en yakın elektriksobalarında ve elektrik ocaklarında görebilirsiniz. İşte ampulde buprensibe göre çalışır. Ampulün içinde bulunan çok ince filamandediğimiz (çoğunlukla tungsten metalinden yapılmış) bir tel bulunur. Butelden geçen elektrik akımı sonucunda tel aşırı derecede ısınarak(yaklaşık 3000 C) ışık yaymaya başlar.

Ampulün yapısına bakacak olursak, içi argon gazıyla dolu armut şeklindebir camdan yapıldığını görürüz. İçinde elektrik akımının geçtiği kalıniki tane tel vardır. Bu tellerin ucunda iki tel arasında ise filamanbulunur. Filamanı tutan ayrıca iki veya daha fazla destek tellerivardır. Akım ve destek telleri cam bir kaideye tutturulmuştur.

Akım tellerinin birisi ampulün altındaki noktaya,diğeri ise vidalı kısmın yan tarafına bağlıdır. Elektrik bu noktalardantemin edilir.

Filamanlar tungsten metalinden yapılırlar. 60 Watt ‘lık bir ampuldebulunan filamanın boyu yaklaşık iki metredir. Çift sarmallı olarakyapıldıkları için boyu size kısa gelebilir. Bunu aşağıdaki filamanınbüyültülmüş resminden daha iyi anlayabilirsiniz.

NEDEN TUNGSTEN METAL?

Ampulün içindeki filamanın yüksek sıcaklığa ulaşarakışık yaydığını artık biliyoruz. Bir filamanın bu denli yüksek birsıcaklıkta erimemesi lazımdır.
İlk ampullerde kullanılan karbon filamanlar 2100 Cüzerindeki sıcaklıklarda buharlaşarak inceliyor ve kopuyordu. Dahadüşük bir sıcaklık loş bir ışık; daha yüksek bir sıcaklık ise filamanınerimesi demekti.
Tungsten filamanlar ise yüksek erime derecesiyle(3410 C) ampullerde kullanılabilecek en iyi metaldir. Yüksek ısıderecesinde parlak ışık verebilmektedir. Bununla beraber tungstenfilaman da bir gün incelecek ve kopacaktır.
NEDEN ARGON GAZI?
Yanmanın gerçekleşebilmesi için ısınan bir cisim veoksijen gazı gereklidir. Oksijen gazı yoksa yanma gerçekleşmez. Buyüzden ilk ampullerde, ampulün içindeki hava vakum ediliyor ve nerdeyseoksijen gazı olmuyordu. Böylece içerdeki filaman yanıp kül olmuyordu.
Tungsten filamanlı ampullerde şu problem ortayaçıktı: Tungsten filaman yüksek sıcaklıkta buharlaşmaya başlıyordu. Bubuhar vakumsuz, havasız bir ortamdan dolayı ampulün iç yüzeyinde bir istabakası oluşturuyordu. Bu da zamanla ampulüm kararması ve ışığıhapsetmesi demekti.
Bu yüzden kullandığımız modern ampullerin içerisineargon gazı doldurulmaktadır. Argon gazı ampulün zamanla kararmasınıönlemektedir.
AMPULÜN HİKAYESİ
Burada uzun uzadıya tarihçe anlatmayacağım size.Ampulle ilgili olarak pek çok kişi tarihte çalışmalar yapmıştır. Fakatyapılan ampuller çok kısa ömürlü olmuşlardır. Size iki kişidenbahsedeceğim. Birisi İngiliz Joseph Swan ve diğeri ise (sanırımhepinizin en çok duyduğu isim) Amerikalı Thomas Edison. Şaşırtıcı birşekilde her ikiside birbirinden habersiz, 1878-1879 yıllarında, o zamangöre uzun dayanan (yaklaşık 12-13 saat) ampulleri yapmışlardı.Ampullerinde kullandıkları tel ise kömürleşmiş pamuk lifiydi. Yanikarbon elementiydi. Daha sonra 1880 yılında Edison kömürleşmiş bambulifinden 40 saate kadar dayanan ampulünü yaptı.
Edison’un ampullerindeki sorun filaman telininömrünün kısa olmasıydı. Kullandığı karbon lifleri 2675 C ‘de ışıksaçıyordu. Bu karbon lifleri kısa sürede buharlaşarak inceliyor vekopuyordu. Çözüm düşük sıcaklıktı, fakat buda az ve loş ışık demekti.
Diğer mucitlerde çalışmalarını sürdürdüler. 1898 ‘deKarl Auer filaman olarak erime derecesi 2700 C olan osmiyumu kullandı.1903 ‘de Siemens ve Halske tantalumu kullandı. Erime noktası 2996 Cidi. Fakat hiçbirisi bugün kullandığımız ampul değildi.
Nihayet 1906-10 yıllarında General Electric Firmasıve William Coolidge bugünkü modern ampullerde kullanılan tungstenfilamanlı ampulü geliştirdiler. İşte o gün bu gündür bu ampullerikullanıyoruz.
AMPUL AVANTAJLI MI, DEĞİL Mİ?
Birazda akkor telli ampullerin avantajlarına ve dezavantajlarına değinelim:
Avantajları:
– Yaygın kullanım alanı ve düşük maliyet
– Kolaylıkla elektrik sistemlerine bağlanabilmesi
– Ufak araçlara uyumluluğu
– Düşük voltajlarda, örneğin pillerle bile çalışabilmesi
– Çok değişik şekillerde ve boyutlarda olabilmesi
Dezavantajları:
– Tek dezavantaj olarak, elektrik enerjisinin sadece%10 kadarını ışığa çevirdiğini, geri kalanını ise ısı enerjisineçevirdiğini söyleyebilirim.

Başka bir dezavantajı varsa bile pek de haksızlık etmemek lazım ampullere

Reklamlar

Aydınlatma tesislerinde Montajda Dikkat Edilecek Hususlar

Mayıs 19, 2009

Aydınlatma tesislerinde Montajda Dikkat Edilecek Hususlar

Ø Aydınlatma tesislerinde yürürlükteki standartlara uygun aydınlatma aygıtları
(armatürler) ve donanımlar kullanılmalıdır.
Ø Aydınlatma tesislerinde 250 V’dan yüksek şebeke gerilimi kullanılmamalıdır.
Ø Anahtardan geçerek armatür duyuna gelen faz iletkeni her zaman duyun iç
(orta) kontağına bağlanmalıdır. Ters bağlama belirlenirse tesise elektrik
verilmemelidir.
Ø Aydınlatma aygıtlarında faz ve nötr iletkenleri olarak yalıtılmış iletkenler
kullanılmalıdır. Aygıtların metal parçaları nötr iletkeni olarak
kullanılmamalıdır.
Ø Duylar aydınlatma aygıtlarına ampuller çıkarılıp takılırken dönmeyecek
biçimde tutturulmalıdır.
Ø Aydınlatma aygıtları hareket ettiklerinde iletkenleri zedelemeyecek biçimde
takılmalıdır.
Ø İletkenlerin geçirilmesi için bırakılan boşluklar, tellerin kolayca ve yalıtkanların
zedelenmeden geçmesini sağlayacak biçimde olmalıdır. Bu boşluklardan birkaç
lambanın akım devresi iletkenleri birlikte geçirilebilir.

Ø Aydınlatma aygıtlarının askı düzenleri, örneğin tavan kancaları, en az 10 kg
olmak üzere asılacak aygıt ağırlığının 5 katını herhangi bir biçim değişikliğine
uğramadan taşıyabilmelidir.
Ø Sıva altı tesislerde apliklere gelen iletkenler duvar kutularında (buvatlar) sona
ermelidir. Tamamlanmış döşemeden 230 cm yüksekliğe kadar tesis edilen aplik
sortileri koruma iletkenli olmalı, yapıda koruma topraklaması yoksa,
sıfırlanmalıdır.
Ø Aydınlatma aygıtlarının içine çekilen iletkenler ısıya dayanıklı olmalıdır.
Ø Armatürlerin seçilmesinde, kullanma amacına uygunluğu, suya ya da toza karşı
korunma düzeni bulunması ve ortam sıcaklığına dayanıklılığı göz önünde
bulundurulmalıdır.
Ø Sabit aydınlatma aygıtları, besleme hatlarına bu aygıtlara ait klemensler ile fişpriz
düzenleri ile ya da doğrudan doğruya bağlanabilir. Taşınabilen aydınlatma
aygıtları şebekeye sabit bağlantı düzenleri ya da fiş-priz düzenleri üzerinden
bağlanabilir.
Ø Tünel, galeri vb. gibi nemli ve ıslak yerler (madde 50 a.15)’e uygun olarak
taşınabilen aydınlatma aygıtları ile aydınlatılabileceği gibi bu amaçla sabit
aygıtlar da kullanılabilir. Bu durumda nemli ve ıslak yerlerde kurulacak elektrik
tesislerine ait hükümler uygulanmalıdır.
Ø Aydınlatma aygıtları, çıkardıkları ısı kendi içlerindeki ve yakınlarındaki
cisimlere zarar vermeyecek biçimde tesis edilmelidir.
Ø Sıva altı, sıva üstü ve etanş tesislerde zorunlu olmadıkça lambadan lambaya
geçiş yapılmamalıdır.
Ø Dekoratif amaçla zorunlu durumlarda (mimari gereği vb.) lükstür klemens vb.
gibi uygun düzenler kullanılarak lambadan lambaya geçiş yapılabilir.
Ø Kazan dairesi, banyo, hamam ve benzeri gibi nemli ve ıslak yerlerde lambadan
lambaya geçiş yapılması tavsiye edilmez. Lambadan lambaya geçiş yapılması
gerekli ise geçişler lükstür klemens ve benzeri düzenler kullanılarak
yapılmalıdır.
Ø Gazlı boşalma lambalarında (floresan, cıva buharlı, sodyum buharlı, vb.)
kullanılan tüm balanstlar kondansatörlü olmalıdır.

Ø Floresan tüplü tesislerde bir yerin aydınlatılması için alternatif akımla çalışan
birden fazla tüp kullanıldığında ışıksal görüntü yanılmaları en az olacak
biçimde dekalörlü balast ya da çok fazlı bir besleme biçimi kullanılması tavsiye
edilir.
Ø Üç faz hattına bölünerek bağlanan floresan lamba grupları (üç fazlı aydınlatma
aygıtları) için üç kutbu birden açılıp kapanan anahtarlar kullanılmalıdır. Bu
durumda üç fazlı akım devresinin iletkenleri bir boru içinde hep birlikte
çekilmeli ya da çok damarlı yalıtılmış bir iletkenin damarları bu amaçla
kullanılmalıdır.
Ø Armatürler ya da dağıtım tabloları içine konulmayan balastlar, transformatör ve
dirençler toza ve dokunmaya karşı bir mahfaza ile korunmalıdır.


‘LED Aydınlatma’ ve sağladığı fayda

Mayıs 12, 2009

‘LED Aydınlatma’ ve sağladığı fayda

\

Geçtiğimiz haftalarda, Tayvan’ın tüm trafik lambalarını LED türevleri ile değiştirme kararının ardından, benzer bir karar İspanya’nın Seville kenti için alındı. LED üretiminde, küresel pazarın bir numarası olan Tayvan’da, dönüşüm işleminin maliyeti 7 milyon $ olarak hesaplanmıştı. Toplam olarak 420.000 ışığın değiştirileceği belirtilen projede şu ana kadar 350 bini değiştirilmiş. Bir sonraki adım olarak ise, sokak lambalarının değiştirilmesi için bir proje geliştirilmekte. Bu tarz dönüşümlerden elde edilen elektrik tasarrufu %85! Standart trafik lambalarının 35W ile 75W arasında değişen tüketimine rağmen, LED trafik lambaları 6 ila 15W arasında elektrik tüketiyor.

\

Seville kentinde gerçekleştirilecek projenin maliyeti ise 2,3 milyon Euro tutarında olacak. Proje neticesinde elde edilmesi planlanan elektrik tasarrufu 4 milyon KwH civarında. Bu rakamı, ülkemizde satılan sanayi elektriği kwh fiyatı ile değerlendirirsek (ortalama 10 cent) Seville için yıllık tasarruf 400 bin $ civarında olacak.

sokak aydınlatması örneği
sokak aydınlatması örneği

LED teknolojisinden de bir miktar bahsetmek gerekirse; klasik yöntem de, akkor ışık renk filtrelerinden geçirilerek istenilen renkte ışık sağlanmakta, buda harcanan elektriğin büyük miktarının ışığa dönüşemediği anlamına gelmektedir. Buna rağmen LED sisteminde kullanılan lambalar, doğrudan istenilen renkte ışık vermekte ve kullanılan teknik sayesinde elektrik tüketimleri de çok daha az olmaktadır.

LED lambalardan yapılmış bir reklam panosu
LED lambalardan yapılmış bir reklam panosu

Bu artı yönlerinin etkisiyle, kullanım alanı gün geçtikçe artan LED ışıklandırma sistemleri, üretim maliyetleri sebebi ile istenilen hızda yaygınlaşamamakta.

Ülkemiz açısından durumu değerlendirirsek, yukarda bahsi geçen rakamlar, ışıklandırmada halojen lambalar kullanılması durumundaki sonuçları veriyor. Bir çok şehrimizde ise trafik lambaları klasik akkor ampüllerle çalıştırılmakta. Bu da en iyimser tahminle trafik lambası başına 60W-100W gibi bir tüketimimiz olduğunu gösterir.

Hazır konuya girmişken ülkemiz için yıllık enerji ihtiyaç-tükettim dengesinden de bahsetmek gerek. 2006 verilerine göre, yıllık üretimimiz 173,1 MİLYAR KWH, yıllık tüketimimiz ise 171,4 MİLYAR KWH. Üretimimizin %43,8’i yapılan bağlayıcı anlaşmaların da etkisi ile doğalgaz santralleri ile gerçekleştirilmekte. Aynı bağlayıcı anlaşmalar hidro elektrik santrallerimizinde düşük verimlilikte çalışmasına sebep oluyor ki bildiğimiz gibi elektriği depolayamıyoruz. Elektrik tüketimindeki iştahımız için bir diğer veri oalrak şunu söyleyebiliyoruz. Bundan tam 36 yıl önce, 1960 yılında Türkiye’nin yıllık elektrik tüketimi sadece 2 milyar 815,1 milyon kWh düzeyinde idi.

Elbetteki 4 milyon kwH’ lik Seville kenti elektirik tasarrufu, yıllık tüketimimiz olan 170 milyar Kwh’nin yanında gözümüze küçük görünüyor ama bir yerden başlamak lazım…


Fluoresan Ampülün Yapısı

Mayıs 11, 2009

Silindir bir cam boru şeklinde yapılan fluoresant ampülün, her iki başında tungstenden yapılmış çift sarımlı flamanlar vardır. Flamanlar ısındığında elektron yayma özelliği kazanması için üzerileri oksit tabakası ile kaplanmış ve uçları lamba başlığı üzerindeki lamba ayaklarına monte edilmiştir. Boru şeklindeki cam tüpün iç yüzeyi flüoresan ve fosfor madde ile kaplanmış ve tüpün içindeki hava alınarak yerine argon gazı doldurulmuş ve çok az miktarda civa konulmuştur. Fluoresant ampülün özelliklerini şöyle sıralayabiliriz

  • Ürettikleri ışık miktarı fazladır
  • Ömürleri uzundur
  • Isı şeklindeki kayıpları azdır
  • Az güç harcarlar.

Fluoresant ampüllerin olumsuz tarafları ise şunlardır

  • Armatürün ilk kurulum fiyatı diğerlerine göre fazladır
  • Çok alan işgal ederler
  • Ürettikleri ışık yönlendirilemez
  • Düşük gerilimlerde çalışmazlar
  • Üç fazlı aydınlatmada gerekli önlem alınmazsa stroboskobik (göz yanılması- dönenparçaların duruyormuş gibi görünmesi) oluşur.

Bu armatürlerin, düz uzun boy 36- 40 W, kısa boy 18- 20 W dairesel 32 W ve tasarruflu kompakt 8- 10- 14- 18- 20- 24 W olarak çeşitleri vardır. Kompakt fluoresan tasarruflu lambalar, ampül ve elektronik devreden oluşur.
Normal fluoresan lambalarda bulunan starter, balast, soketler bulunmadığı için kapladıkları alan küçüktür..


Fotosel Röle Bağlantı Şeması

Mayıs 11, 2009

Fotosel röleler kontrol rölesi ve fotosel göz almak üzere iki ayrı ana parçadan meydana gelir.
Kontrol rölesi tümüyle plastik malzemeden imal edilmiştir. Elektronik kontrol devresi ve tüm ayar elemanlarını sahiptir.
Fotosel göz basınca ve ısıya dayanıklı olan akrilik bir malzemeden üretilmiştir. İçinde ışığa duyarlı olan Cds foto-elemanı yer almaktadır.

Fotosel gözün içindeki optik elemanın empedansı, içinde bulunduğu ortamın ışık şiddetine göre değişir. Işık şiddeti ayarlanan Lux değerinin altında ise (hava kararınca) röle çeker ve kumanda ettiği sistemi işletmeye sokar. Işık şiddeti, ayarlanan Lux değerinin üstüne çıktığında röle bırakır. Aydınlatma sistemi devreden çıkar.

Fotosel röleler otomobil farı, şimşek çakması vb. ani ışık değişmelerinde, hatalı sinyal verilmemesi için 10 sn ile 60 sn arasında yakma ve söndürme gecikmesini sahiptir


Aydınlatma Nedir?

Mayıs 11, 2009

Sıradan bir aydınlatma ile sadece sağa sola çarpmadan hareket imkânını sağlayacak bir teknik değildir. Bir yerin suni olarak aydınlatılmasının yalnız o yerin tavanın ortasından bir ampul sarkıtmak anlamına geldiği zaman çoktan aşılmıştır. Aydınlatma bugünkü kullanım amaçları içerisinde tanımlayalım öncelikle kişilerin asgari fizyolojik görme ihtiyacına cevap vermek gayesini gütmekle birlikte, ekonomik koşullar altında görme konforunu ve iş verimini yükseltmeye çalışan ve mimarlıkta hacim ve yüzeylerin mimari özelliklerini vurgulamayı amaç edinen özel bir teknik hale gelmiştir.

Verimli ve iyi bir aydınlatmaya sahip olmak için neler gerekir bir bakalım ;

* Amacın iyi tespit edilmiş olması,
* Bu amaca ve aydınlatma tekniğinin gereklerine uygun olarak projelendirilmesi,
* Projede yüksek verimli uygun ışık kaynakları kullanımı,
* Işığı en verimli bir şekilde kullanan armatürlerin kullanılması gerekir,
* Gün ışığından maksimum düzeyde yararlanabilmek için uygun kontrol sistemlerinin seçilmesi gerekir,
* Duvar tavan ve dekorasyon malzemelerinin mümkün olduğunca açık renkte olması gerekir,
* Aydınlığın ihtiyaca göre seçilmesi gerekir
* Armatürlerin ışık dağılım eğrisini kumanda edecek uygun yansıtıcıların iyi seçilmesi gerekir,
* Armatürlerin bakımının düzenli bir şekilde yapılması gerekir.


Led Aydınlatma haber

Nisan 19, 2009

Tüm Trakyada ve İstanbul’da led aydınlatma işleriniz için Eksen Aydınlatma’ya alttaki telefon numarasından ulaşabilirsiniz.

Tel: 0282 263 4431

www.eksenaydinlatma.com
www.eksenaydinlatma.com.tr

Günde 8 saatten, aşağı yukarı yaklaşık 35 yıl bozulmadan yanabilen, üstelik sıradan bir ampulden on kat daha az elektrik tüketen bir aydınlatma sisteminden daha iyi bir şey olabilir mi?

Kısaca LED (Light Emitting Diode) olarak adlandırılan yeni teknoloji otomobillerden sonra sokakları ve evlerimizi de aydınlatacak. Bu aydınlatma sistemi rekor bir dayanıklığa sahip.

Bu yeni aydınlatma sistemi çok yeni olsa da şimdiden otomobil farlarından evlere kadar çok geniş bir yelpazede kullanılmaya başlandı bile. Üstelik bu teknolojinin avantajı sadece uzun süre dayanıklı olması da değil; örneğin LED, ABD pazarının yüzde 50’sini ele geçirse ülkedeki elektrik tüketini 17 gigawatt azalacak; bu da tam olarak on yedi konvansiyonel nükleer santrale eşdeğer!

Öte yandan, Kanadalı kuruluş Glenergy, altyapısı iyi olmayan az gelişmiş ülkeler için LED’in ideal olduğuna dikkat çekiyor.

Topu topu çeyrek watt!

Küçük bir güneş enerjisi panosu ve pile bağlı olan LED ampuller, bütünüyle otonom bir aydınlatma sistemi sunuyorlar. LED’ler çeyrek watt gibi son derece cüzi bir enerjiyle, okumak ya da yemek pişirmek için gereken ışığı sunabiliyorlar!

Bu teknolojinin sunduğu diğer cazip seçenek ise şu: Nepal ve Sri Lanka’da 700 ev ve okulu donatan ‘Light Up The World’ kuruluşunun girişiminin kanıtladığı gibi 100 watt’lık beyaz LED altmış mekanı aydınlatmaya yetiyor.

Aydınlatma sistemleri pazarının yılda 12 milyar Euro tutarında bir ciroya sahip olduğu göz önüne alındığında, ampul üreticilerinin bu yeni sistemle yakından ilgilendikleri tahmin edilebilir. Nitekim, yeni bir pazar yaratmak amacıyla ilk ittifaklar oluşturulmaya başlandı bile.

Bunlardan biri de Philips Lighting ile Agilent Technologies’in ortak ürettiği Luxeon 5W.

Luxeon 5W, 20 watt’a eşdeğer enerji oluşturan beyaz bir LED; ancak bu 20 watt’lık güce karşılık elektrik tüketimi sadece 5 watt kadar.

Klasik ampulle kıyaslama

Tüm bu rakamlar beyaz LED’lerin önemini ortaya koyuyor. Nitekim, halen piyasada olan sistemlerin artı ve eksilerinin dökümü yapıldığında, bu yeni teknolojinin günümüzdekilerin tahtını sarsacağı söylenebilir.

Örneğin, klasik ampulü ele alalım: Devinimsiz gaz içine yerleştirilen, genellikle tungstenden üretilen metalik bir ince telden oluşan ve elektrik akımıyla yanan piyasadaki ampullerin gerçi üretim maliyeti düşük, ama randımanları son derece az.

Elektrik akımının geçmesiyle meydana gelen ısı, ampul içindeki teli yaksa da, doğrudan elektrik üretimi söz konusu değil. Burada, tüketilen elektrik enerjisinin büyük bir bölümü ısıya dönüşüyor. Bu da watt gücünün azalmasına neden oluyor.

Bir diğer sorun ise şu: Ampulün içindeki tel kendisini kesmekle tehdit eden şoklara ve titreşimlere duyarlı, ömrü ise her yakmada meydana gelen termik şokun etkisiyle kısalıyor.

Halojen ampullerin varlığı durumu biraz düzelttiyse de, randıman hala önemli bir sorun oluşturuyor.

Floresanların artısı

Öte yandan, floresan tüpler ve kamu aydınlatmasında kullanılan düşük basınçlı gaz içeren diğer ampuller randıman şampiyonu. Nedeni ise, bu enerji kaynakları çok az ısındıklarından tüketilen elektrik enerjisinin büyük bir bölümünün ışığa dönüşmesi.

Ancak floresan tüp, görünür ışığı oluşturacak plazmayı meydana getirecek yüksek gerilimi harekete geçirmek için büyük bir devreye (bobinaj, starter…) gerek duyar.

Tübün içine yerleştirilen bu devrenin üretim maliyeti ise, normal bir ampulünkinin beş, on katı.

Öte yandan, floresan lambalar birçok kez yanıp söndürülmeye fazla dayanıklı değiller; üstelik tam olarak aydınlanmaları için de yaklaşık 30 saniyelik bir süreye ihtiyaç var. Ayrıca, soğuk havalarda da randımanları birdenbire düşüyor.

LED’lerin en önemli özelliği ise iki teknolojinin de avantajlarına sahip olmalarına rağmen, eksi yönlerini içermemeleri ve böylece yüzde 100′lük bir randıman ortaya koyabilmeleri…

Enerjinin tümü ışık

LED’i üretenler, on yıl içinde diyod bazlı bileşenlerin atom yapısını iyileştirmeyi umuyor. LED’lerin en önemli özelliği ise enerjinin tümünün ışık kaynağına dönüşüp ısı yaymaması.

Nitekim, soğutma ekipmanları üretenler buzdolabı ve dondurucularda bu teknolojinin aydınlatma kaynağı olarak kullanılmasını planlıyor.

LED üreticileri piyasaya çıkacak ilk modeller için 100.000 saat bozulmadan yanma garantisi veriyor.

LED’i yakmak için 2-5 volt arası düşük bir enerji yetiyor. Daha yüksek gerilimlerde işleyen ampuller üretmek için ise, pek çok ampulü seri halinde yerleştirmek yetiyor. Son aşamada da, diyodun aktif kısmı saydam, sentetik reçineye gömülmüş küçük bir elektronik çipin özünü oluşturuyor: Böylece LED’ler darbelerden ve titreşimlerden etkilenmiyor.

Ancak bu mükemmelliğin fiyatı pek ucuz değil. 60 watt’lık bir ampule eşdeğer ışık üreten beyaz altı diyodluk bir grubun fiyatı aşağı yukarı 120 Euro.

Kısacası LED’ler pazarı fethetmeye hazırlanıyor. Özellikle de otomobil piyasasını…. Titreşimlere dayanıklılık ve düşük faaliyet gerilimi sayesinde ideal konumdalar. Böylece, ampul için duy, konektör ve diğer aksamlara gerek kalmıyor.

Far optiğinin sonu mu?

LED’lerin tüm bu avantajlarına gölge düşmemesi için geriye tek bir sorun kalıyor, o da fiyatının daha makul bir düzeye indirilmesi… Üstelik LED’lerin yaydığı ışık yönlendirilebildiği için otomobil farlarının da yerini alması bekleniyor.

LED’ler kamu aydınlatması açısından da avantajlı. Philips’te LED uygulamalarından sorumlu Patrice Hennebert, LED’ler sayesinde ışık kaynaklarını artırıp sadece gereken noktaya odaklamanın mümkün olduğunu belirtiyor.

Nitekim, örneğin sadece yolu aydınlatmak gerekirken niçin ağaçlar da aydınlatılsın ki? Üstelik uzun ömürlü olması bakım masrafları da azaltıyor. Osram yetkililerine göre, beş yıl içinde diyodla aydınlatma gerçekleşecek.

Öte yandan, LED teknolojisinin sadece aydınlatmada değil, bilgisayar, cep telefonları ve televizyon ekranlarında da kullanılması bekleniyor.

Uzmanlar LED’lerle beraber, gelecekte bu sisteme uygun yeni tasarım avize, aydınlatma ekipmanlarının da piyasada olacağını ifade ediyorlar. Ancak bunlar da halen kullandıklarımızdan farklı olarak ışık kaynakları sabit olacak yani değiştirilemeyecek.

LED’ler, halen kullanılan floresan lambalar gibi beyaz ışık yayıyor, bu insanlara itici gelebilir. Ancak bazı LED’lerin ısı ayarının yanı sıra renk ayarına da olanak tanımasıyla bu sorun çözülebilir.

LED nasıl beyaza dönüşüyor?

1962 yılında Amerikalı Nick Holonyak ilk ‘Light Emitting Diode’u yarattı. Bu sistemin dayandığı ilke şuydu: Elektronlar küçücük bir diyoddan geçtiklerinde enerji düzeyleri değişip ışık oluşturuyordu. O dönemde, ışık dalgasının uzunluğu diyodun bileşenlerine bağlı olduğundan kırmızı bir ışık ortaya çıkıyordu. Daha sonra sırasıyla turuncu, sarı ve yeşil LED’ler gündeme gelirken, 1993 yılında Japon Shuji Nakamura, galyum nitrürüne dayanan mavi bir LED buldu. Bu mavi LED beyaz ışığın önünü açtı. Beyaz ışık, teoride sayısız dalga uzunluğunu bir araya toplarken, gözümüz kolaylıkla aldanıp biri kırmızı, biri yeşil biri de mavi olmak üzere üç dalga uzunluğunu bir araya getirip beyaz ışık görmüş gibi oluyor.

İşte beyaz LED’ler de bu yanılsamadan yararlanıyor. Bu da dört şekilde gerçekleşiyor. İlk önce üç LED (kırmızı, yeşil ve mavi) aynı kutuda toplanıyor: Ancak diyodların tümü aynı randımana sahip olmadıklarından global randıman bu durumdan etkileniyor. Bir diğer olasılık ise şu: Mavi diyoda, diyodun ışığı altında amber renginde yanan fosfor bazlı küçük bir pastil iliştiriliyor. Bu diyod maviyle birleştiğinde beyaz bir ışık üretiyor. Bir diğer hadde morötesi LED’e dayanıyor: Floresan bir bileşen bu ışımayı görünür beyaz ışığa dönüştürüyor. Organik LED’ler ise akım geçtiğinde beyaz ışık üreten organik öğeleri barındıran aktif bir katmana sahipler.
Alıntı: Hürriyet Gazetesi